|
İlk sosyal oluşumların ortaya çıkışından itibaren insanoğlu- kim bilir belki de mağara duvarlarını oyan atalarımız da dahil olmak üzere, iletişim için farklı kodlamaları kullanan kendi türlerinden varlıklarla sosyal ve duygusal yollardan iletişim kurmaya başlamış ve bu iletişimin daha da geliştirilmesi için farklı bir mekanizmaya ihtiyaç duymuştur. Bu mekanizmanın da kullanılmadığı durumlarda kişiler arası iletişimin boş duvarlara konuşuyormuş etkisi yaratacağı beklentisi ortaya çıkmıştır. Uluslararası ilişkilere yapılan ilk katkılardan biri olan “tercüme”nin ortaya çıkışı bu şekilde gerçekleşmiştir. Bu ilişkilerin boyutları genişledikçe insanlar, önceki toplumlarda açıklayıcı kişiler olarak bilinen ve birden fazla dilde uzmanlaşmış kişilere ihtiyaç duymuşlardır. Bu alandaki ihtiyacı karşılamak adına yapılan ilk girişimler, içerisinde tercümenin de bulunduğu bir çok alanda uzman ihtiyacını karşılamak adına eğitim verilmeye başlandığında ortaya çıkmıştır. Bu zamanlardan başlayarak tercümenin öğretilebilirliği hakkında bir tartışma süregelmiştir.
Tercüme gerçekten de öğretilebilir mi? Öğretilebilirse bunun derecesi nedir? Kimsenin bu soruyu net bir şekilde cevaplayamayacağı gün gibi açıktır. İlk önce tercümenin gerçek doğasında ne var bunu bilmemiz gerekmektedir. Bu bir bilim midir, bir zanaat mı yoksa bir sanat mı? Ancak buna karar verdikten sonra hali hazırdaki öğretim teknikleri ile sınıf ortamında öğretilecek bir şey olup olmadığına kanaat getirebiliriz. Bu konunun üzerinde yoğunlaşmak şu açıdan iyi olmaktadır. Tercümenin öğretimi konusundaki bir çok sorun, bu alanda yetenekli ve deneyimli bir çok kişinin tercümenin sadece deneyim ve kişisel güdülerle öğrenilebileceğini, hiçbir şekilde sınıf ortamında öğrenilecek olan birşey olmadığına inanmasından ortaya çıkmaktadır. Birçoğu da tercüme teorilerinin hiçbir yararının olmadığına inanmaktadır. Bir diğer taraftan da tercümenin diğerleri gibi bir bilim olarak ele alınabileceği görüşünü savunan karşıt görüşler de bulunmaktadır. Bunlara ek olarak, uç noktalarda durmaktan kaçınıp, tercümenin bu ikisinin arasında olan bir şey olduğunu savununan bir kitle de bulunmaktadır. Bu tarz tartışamalar öğrencileri tam bir karmaşıklığın ve çıkmazın ortasına bırakmakta ve onların ilgi, motive ve derslere olan ilgilerinde bir azalma görülmesine neden olmaktadır. Bir bilim olarak tercüme
Bazıları tercümenin bir sanat olduğunu öne sürmektedir. Bilimin en önemli özelliklerinden biri, tahmin edilebilir ve kesinliğidir. Bir şey ancak bilimsel ve her zaman uygulanabilir kuralları bulunduğu anda bilim olarak adlandırabilir. Aslına bakılırsa, bilimsel kurallar o kadar sabit ve açıktır ki artık onlar bir kural olmaktan çıkıp birer kanun haline gelmiştirler. Örneğin iki hidrojen molekülü ve bir oksijen molekülünün birleşimi, sıcaklığa bağlı olarak her zaman için su, buhar ya da buz sonucunu verir. Özellikle dikkat edilmelidir ki, bazı bilimler özellikle de sosyal alanlardaki bilimler, %100 tahmin edilebilirlik seviyesine ulaşamamakta ve bu alanlardaki herhangi bir teorinin geçerli sayılabilmesi için sıkı ve tekrarlanan testlerle ispat edilebilir olması gerekmektedir. Tercüme, özellikle dilbilimin çeşitli branşlarından elde edilen bilimsel verileri kullanmaktadır. (nörolinguistik, anlam bilim, sosyo dilbilim, vb.) Yakın bir geçmişte de bilgisayar ile özdeşleşmiş ve bu da makine tercümelerin ve bilgisayar destekli tercümelerin gelişimine yol açmıştır. Ancak tek başına tercüme bir bilim değildir. Her ne kadar bilimsel bilgi ve teorileri kullanıyor olurlarsa olsunlar, tercümanlar bunları yaparken, şahsi beğenilerine, ikilemlerine, düşüncelerine ve heveslerine hitap edecek şekilde gerçekleştirmektedirler. Belirli bir tercüme problemi konusunda bazen birden fazla çözüm yolu bulunabilir ve yaratıcı bir tercüman noktaya parmak basarcasına meseleye çözüm getirebilir. Tercüme problemleri benzer olabilir. Ancak dillerin doğasındaki ve kültürel bağlamlarındaki kaçınılmaz farklılıklardan dolayı, her zaman, her dil için aynı sonuçları verecek bilimsel bir denklem kurulması imkansızdır. Newmark’a göre tercüme, “bir metnin anlamını başka bir dile, yazarın vermek istediği anlamı verecek şekilde aktarmaktır.” Kapsamlı bir tercüme teorisinin oluşturulması karşısındaki bir diğer büyük engel de, sosyal bilimlerde halen daha bir tartışma konusu olan “anlam” ın ne olduğu konusuna derin bir bakış eksikliğinin bulunmasıdır. Tercüme teorisinin amacı ve doğasını bu noktada inceleyebiliriz. Newmark’a göre: “Tercüme teorisinin yaptığı şey, ilk önce tercüme problemini tespit etme ve tanımlama; ikinci olarak bu problemin çözümü konusunda göz önünde bulundurulması gereken bütün faktörleri belirtme; üçüncü olarak da muhtemel bütün tercüme prosedürlerinin sıralanması; ve son olarak da en uygun tercüme prosedürünün önerilmesi ve bunun yanıdna da gerekli olan tercüme.” Bir sanat olarak tercüme Tercümenin bir sanat olduğunu düşünen de bir çok insan bulunmaktadır. Tercümenin bilimle olduğu kadar sanatla da ortak olan bir çok noktası bulunmaktadır. Bazen tercümanın içgüdüsüne ve kendine has görüşlerine aşırı derecede bağımlı hale gelmiştir..
|